Random Article

 
0
Posted 05 Şubat 2014 by admin in EHLİ KÜLTÜR SANAT
 
 

Turgay Tuna ile ‘Kıyı Köşe İstanbul’

İSTANBUL – Yaşadığımız İstanbul, İstanbul’un sadece küçük bir parçası. Bu şehre dair o kadar çok bilmediğimiz, gözümüzden kaçan nokta var ki…

Yıllardır İstanbul’u hem Türkiye’ye hem de dünyanın dört bir yanından gelen insanlara anlatan, kendisi de eski İstanbullu Turgay Tuna’nın “Kıyı Köşe İstanbul” kitabı da işte tam bu bilmediğimiz, bilemediğimiz İstanbul’u bizlere anlatıyor.

Kitabın sayfaları sizi Osman Hamdi Bey Yokuşu’ndan alıyor Beykoz’a götürüyor, kimi zaman Bakırköy’de Semt Müzesi’nde dolaşıyorsunuz, kimi zaman eski bir Bizans kilisesinin peşine düşüyorsunuz.

Bizler de Turgay Tuna ile İstanbul ve kitabı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Turgay Bey merhaba, İstanbul denilince akla ilk gelen insanlardan birisiniz. Neden Kıyı Köşe İstanbul gibi bir kitap yazmaya karar verdiniz?

İstanbul bir derya… Bu deryanın içinde o kadar bitmez tükenmez şeyler var ki. Biraz Sirkeci Tren Garı’ndan çıkıp yürüdüğünüzde bir binanın yanında bir taş görüyorsunuz, o taşın bile o kadar ilginç bir tarihi var ki… Bu tarih İstanbul’un her yerinden fışkırıyor. İstanbul’un kültürel zenginliği sadece tarihi ile de değil. Yemek kültüründen, yaşayan insanlarına kadar müthiş bir çeşitlilik var. Çünkü sağdan gelen soldan gelen hep burada buluşmuş. Kıyı Köşe’de çok şey var. Yazdığından çok çok daha fazla yazılmamış olanlar var. Ben de kitabımda bunları toplamayı denedim.

Sizin İstanbul’da en çok etkilendiğiniz yerler neresi?

Ben İstanbul’un her yerinden etkileniyorum. Ama bir Beyoğlu’ndan çok etkileniyorum.Yıllarca Beyoğlu’nu anlatan turlar yaptık, öyle bir birikim ki bu bir güne sığmıyor. Beyoğlu’nu gezerken ikiye bölmek gerekiyor. Biri Taksim’den Galatasaray’a, diğeri Galatasaray’dan Tünel’e… Hatta bir de Tünel’den Tarlabaşı’na uzanmalısınız. Beyoğlu bitmiyor.

Ancak Beyoğlu’ndaki dönüşüme, özellikle tarihi binaların yıkılmasına çok üzülüyorum. Beyoğlu’nu ve İstanbul’u yıkanlar, değiştirmeye kalkanlar neden böyle yapmıyor? Ben şuna inanıyorum ki gerçek bir İstanbullu bunu yapamaz. Bu şehri yaşadıysanız, bu şehirliyseniz kıyamazsınız. İstanbul kendi kimliği olan bir şehir. Neden onu Dubaileştirmeye çalışıyoruz anlamıyorum ve bu beni çok üzüyor. Avrupa’da bir şehre gidiyorsunuz, büyüleniyorsunuz. Değişmemiş, korunmuş bir tarihle karşılaşıyorsunuz. Tarih olabildiğine korunmuş ama bizde bütün bozulmaların ardından kalanları arıyoruz.

Bunun dışında doğduğum Bakırköy ve Yeşilköy benim için ayrıcalıklı yerler. Ben bir Bakırköy aşığıyım. Yıllardan beri uğraşlarımızla Bakırköy’de İstanbul’un 2. Semt Müzesi’ni açtık. Diğeri ise Büyükada’da. Bakırköy Belediyesi öncülüğünde bir eski Rum Evi’ne bu semt ile ilgili önemli şeyleri doldurduk. Burası bir semt müzesi, her köşesi hatıralar ile dolu.

Yıllardır yabancı turistlere de İstanbul’un dört bir yanını gezdiriyorsunuz. Onların izlenimleri neler?

İstanbul büyülü bir şehir ama bazı durumlara çok şaşırıyorlar. Mesela Süleymaniye Camii’nin önündeki metro girişi. Dünyanın dört bir yanından gelen turistler bana neden bunu böyle yapmışlar, tüm silueti bozmuş diyorlar.

Böyle durumlar Türkiye’nin imajını da bozuyor. Metronun olması muhteşem bir olay, insanlar rahatlayacak ama o direkleri koyma oraya. Direklerin arasından artık Süleymaniye Camii’nin fotoğrafı bile çekilemiyor. En azından girişi güzelleştirilebilirdi.

İstanbul denilince hep Avrupa yakasından bahsediliyor ama gözden kaçan bir Anadolu yakası var. Anadolu yakasında gezginlere nerelere gitmelerini önerirsiniz?

Benim için Anadolu yakası ve Avrupa Yakasını karşılaştırınca Anadolu yakası çok daha sakin. Bir Bebek’te olan hareketlilik tam karşısındaki Kanlıca’da yok. Boğaz Köyleri mutlaka gezilmeli.

Tabi bir de Üsküdar var. Bizans’ın Doğu Roma’nın tarihi Avrupa yakasında ama Üsküdar’da Osmanlı tarihi için çok önemli. Osmanlı İmparatorluğu için Üsküdar bir menzil noktası, Kâbe’ye giden yol. Kervanlar oradan başlıyor. İstanbul’un doğuya açılan kapısı orası.

Öte yandan bir Kadıköy… Khalkedon. ‘Körler Ülkesi’ diyoruz, görmemişler karşı tarafı ama değil. Kadıköy geçmişi ve şimdiki haliyle ayrı bir güzellik.

Bir Beykoz’a uzanıyorsunuz bambaşka bir güzellik geliyor. Çocukluğumda Beykoz yemyeşildi ama ona üzülüyorum, çünkü yeşil giderek kayboluyor. Bakın İstanbul’a şu anda bir yağmur sıkıntısı var. Bilim adamları ‘yeşil alan kalmadı’ diyor, siz bu yeşillikleri kaldırırsanız yağmur duasına çıkarsınız. İstanbul’da yaşamış biri olarak bunları görüyor ve hissediyorum

Kitabınızda bizlerin İstanbul’da çok bilmediği yerlerden de bahsediyorsunuz. Mesela ben Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Müzesi’ni bilmiyordum ve burasının önemli bir tarihi barındırdığını…

Bakırköy Devlet Hastanesi’nin ilerisindeki ağaçlar Sultan Reşat döneminde dikilmiş, çünkü orası Reşadiye Kışlası. Daha sonra akıl hastanesine çevrilmiş. Şahap Erkoç’un çabalarıyla ve hastane müdüriyetinin çabalarıyla 2008 yılında Akıl Hastanesi’nde bir müze açıldı. Halk dilinde ‘deli’ olarak adlandırılan insanların ve onları tedavi eden hekimlerin dünyasına gidiyoruz müzede.

Müzelerden bahsetmişken, Türkiye’de müzeciliğin durumunu nasıl görüyorsunuz?

Çok iyi müzelerimiz var ama aslında müzelerimizin sayısı çok az. Avrupa’da Bakırköy’ün nüfusundan daha küçük kentlerde 40 – 50 tane müze var. Ama bir şey var çok sevindirici, 30 – 40 yıldan bu yana özel sektörün açtığı müzeler… Çünkü devlet müzelerinin açılması çok yavaş bir süreçten geçiyor. Sonuçta Müzecilik bir ödenek, bir bütçe meselesi… Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın bütçesi biraz daha arttırılsa çok iyi olur. Çünkü depolarda inanılmaz sayıda acayip malzeme var.

Son yıllarda açılan müzeler, mesela bir Rahmi Koç Müzesi denildiğinde muhteşem bir müze, ben takdir ediyorum. Bu örnek oldu, arkasından Sabancı Müzesi açıldı başka müzeler açıldı ve kültürümüz kazandı. Bunlar kazandırılmış müzelerdir.

Bizim en büyük eksikliklerimizden biri ise İstanbul gibi bir yerde yıllardan beri Bizans Müzesi’nin olmaması. Bizans bize öcü gibi geliyor. Ama Bizans bize ait, Yunanlılara falan değil. Biz Bizans’ın toprakları üzerindeyiz. Al bunu kullan, dünyaya dağıt. Senin kaliten puanların yükselir.

Son yıllarda özellikle Kültür Bakanlığı büyük atılımlar vardı. Arkeoloji Müzeleri’nin restorasyonundan tutun da yapılan sergilere çok güzel işler yapılıyor. Zeynep Kızıltan, Arkeoloji Müzeleri Müdürü. İnanılmaz bir çaba harcıyor ve onun da getirdiği projeleri gerçekleştirmeye çalışan bir Kültür Bakanlığı var. Ben bunları çok takdir ediyorum.

Biz sohbetimizi Arkeoloji Müzeleri’nin bahçesine gerçekleştiriyoruz. İnanılmaz sayıda ve önemde tarihi eseri barındırıyor burası… Değil mi?

Arkeoloji Müzeleri ayrıcalıklı bir yer. Yılların rehberi olarak şunu söylemeliyim. Eğer bizim bir Sultanahmet Camii’miz, Ayasofya’mız, Topkapı Sarayı’mız olmasaydı Arkeoloji Müzeleri Türkiye’nin bir numaralı müzesiydi. Çünkü gelen turistler kısa zamanda Ayasofya, Topkapı’yı gezerken Arkeoloji Müzeleri’ne yer kalmıyor.

Mesela İskender’in Lahdi, dünyaca ünlü bir lahit. Osman Hamdi Bey’in müthiş bir keşfi. Ama bu müzede olanlar sadece bu değil. Arkanızdaki binaya girdiğiniz zaman Kadeş Anlaşması var. Dünya’nın ilk barış anlaşması. Mısır’da bile çıkmadı bu anlaşma. Ben yabancıları gezdirirken, burada ne işi var diyorlar. Karanlık bir kenara atılmış bir yerde duruyor. Kadeş Anlaşması’na salon yapmak lazım, salon. O odanın etrafına fotoğraflar, 2. Ramses, anlaşmayı yapan Hattuşili’ye ait şeyler koy. Böyle bir olay müzeye bambaşka değerler katacak.

Müzenin üst katında yine Hattuşaş’ta ortaya çıkarılmış bir tablet var. Tablet Tutankamon’un eşinin mektubu. Mektupta kocam öldü, gel beni kurtar, oğullarından birini yolla benimle evlensin gelsin Mısır’ın başına geçsin diyor. Bu müthiş bir tarihi olay…

Mesela Klasik Eserler’de bir mezar stili var. Adam köpeği ile birlikte gömülmüş, köpeğine şiir yazmış. Köpek bilimcilerinin inanılmaz yararlanabileceği eserler var. Ama bunlar bilinmiyor. Çok daha iyi değerlendirilebilirdi.

Sizce müzelerimizi nasıl geliştirebilir ve daha çok ilgi çekmesini sağlayabiliriz?

İstanbul gibi bir yerde Yedikule Surları var. Çok kişi bilmez, gitmez… Avrupa’da adamın küçücük bir şatosu var şatoya gidiyorsunuz balmumundan heykeller koymuş. Rumelihisarı’na balmumundan Fatih’in askerlerini koy.

Bizde Anemas Zindanları vardır, Ayvansaray’da. Giriyorsun bir şey yok ama tarihi bir okuyun Diyojen’in gözlerine mil çekilen yer, kaç Bizans İmparatoru hapse girmiş. Bunları canlandıralım, balmumundan heykeller yapın, depolardan vitrine zincir vs. şeyler koyalım o zaman insanlar buraya gider.




admin

 




0 Yorum



İLK YORUMLAYAN SİZ OLUN!


Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.